Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu (DEHB), modern çağda disiplin toplumundan performans toplumuna geçiş ve nöroçeşitlilik söylemiyle birlikte, patolojiden çok işlevsellik ve verimlilik ekseninde konumlanan bir olgu haline gelmiştir; tanı oranlarındaki artış, yalnızca biyolojik ya da klinik nedenlerle değil, aşırı tanılama, tanı eşiklerinin gevşetilmesi ve performans baskısı altındaki bireylerin dikkat sorunlarının tıbbileştirilmesiyle de ilişkili görünmektedir.
Nöroçeşitlilik fikri DEHB’yi bir hastalık olmaktan çıkararak farklı bir normallik olarak sunarken, aynı anda bireyin performans göstermeye devam etmesi beklentisini güçlendirmiş; böylece “hasta rolü” ortadan kalkmış, sorun bireyin kendini optimize edememesi olarak yeniden tanımlanmıştır.
Performans toplumunda DEHB, negatif bir bozukluktan ziyade pozitifin eksikliği olarak ele alınmakta, bilişsel güçlendiriciler ve uyarıcı ilaçlar tıbbi tedaviden çok üretkenliği artıran “estetik” müdahaleler halini almaktadır. Evrimsel psikoloji söylemi ise DEHB belirtilerini geçmişte adaptif olabilecek özellikler olarak çerçeveleyerek hem patolojiyi reddeden hem de bireyi bu özellikleri “yenmesi” gereken bir özneye dönüştüren ideolojik bir arka plan sunmaktadır.
Özetle DEHB, biyolojik, toplumsal ve politik dinamiklerin kesişiminde, yorgunluk ve tükenmişlik ikliminin çoğu zaman yanlış kullanılan bir ifadesi olarak görünür hale gelmekte ve DEHB yakınmaları olan kişilerin de tedavi almasında zorluklar yaratmaktadır. Bu metinde DEHB’nin tarihsel süreç içindeki değişim ve dönüşümünü sosyal ve politik bir bağlamda ele alınmaya çalışılmıştır.