Şizofreninin, üreme başarısını azaltmasına rağmen tüm toplumlarda yaklaşık %1 oranında varlığını sürdürmesi “Darwinci paradoks” olarak ele alınabilir. Ne var ki, şizofrenide görülen sanrı, varsanı ve bilişsel özelliklerin bir kısmının, geçmiş çevresel koşullarda adaptif olan şüphecilik, tehdit algısı, statü arayışı, kıskançlık, yaratıcılık ve dil gibi niteliklerin günümüzdeki maladaptif uçları olabileceği; bir kısmının ise insanı insan yapan yüksek biliş, lisan, sosyallik ve yaratıcılık kapasitelerinin evrimsel “yan ürünü” olarak ortaya çıktığı iddia edilebilir.
İnsan evriminde lisan ve sosyal beyin gelişimiyle ilişkili genetik bölgeler pozitif seçilime uğrarken aynı zamanda şizofreniye yatkınlığı artırmış olabileceği, dengeleyici seçilim, antagonistik pleiotropi ve genetik darboğazlar sayesinde bu yatkınlığın popülasyonda korunduğu ileri sürülmüştür.
Bu metinde şizofreni, Homo sapiens’in bilişsel ve sosyal yetilerini kazanma sürecindeki evrimsel bir bedel olarak gen-çevre etkileşimi içinde varlığını nasıl sürdürdüğünü özetlemiştir.